24 Ağustos 2014 Pazar

"KÖRKÜTÜK"

                  "KÖRKÜTÜK" Deyince ilk akla gelen, sarhoş hali sanırım. Çok içen ve kendini bilmez derecede davranışlarda bulunan kişilere denir çokçası..Biraz açacak olursak; kütük, ağaç gövdesinin kesildikten sonra, toprak içinde kalan bölümüdür. Odun haline getirilip yakılması veya başka bir şekilde kullanılabilmesi çok zordur, insana "kök" söktürür!. Onun içindir "KÜTÜK" sağdan bakınca da, soldan bakınca da aynidir veya her iki taraftan okununca da kütük okunur. Değiştirmek, düzeltmek, "yontmak" ta çok kolay değildir hani..İnsanoğlu; kendini bilmez halini,  bilgisiz, kültürsüz, seviyesiz, kaba saba yapılı halini "KÜTÜK GİBİ" benzetmesine dayayıvermiş! kolaydan. Ağacın kütüğünü zar zor uğraşır atarsın ocaklığa!. Kışın, onca yorgunluğa değer, karşısına geçip ısınmak..Ya insanın "KÜTÜĞÜ", anlatması çok zor.. Şöyle diyelim;
                     Kara kapla kaplanmış,
                     Dört karartı,, sanki kütük;
                     Örtülü üstleri.
                     Görüntü; sakalları görünen biri,
                     Elinde, kim bilir  ne marka, fotoğraf makinesi.
                     Resim çekmeye çalışıyor,
                     Nasıl  basıyorsa o el deklanşöre..
                     Sağdan bakıp çekiyor,
                     Soldan bakıp çekiyor,
                     Ya da çekiyor gibi yapıyor, kim bilir?
                     Ama görünen, kadınlarsa çekilen;
                     Ne bir alın var meydanda, ne yüz,
                     Ne bir el, ne burun, ne göz..
                     Kütük bile topraktan çıkınca,
                     Saklamaz saçağının kakülünü,
                     Çek çekebildiğin kadar,
                     Kütüğün! hilal kaşını, ela gözünü,
                     Sarı saçlarını, meliklerini yada,
                     Toprak kokulu gül yüzünü..
                     Çek, göster. Bak, bak şiir yaz,
                     Türkü yak, şarkı söyle...
                     Ama, sen nereden çekersen çek,
                     Nereden bakarsan bak, değişmez.
                     Sen bir kütük sün sağdan da, soldan da;
                     BİR KÜTÜK.
                     Sen ancak; bağırırsın, cartlak cartlak,,
                     İnsanları birbirine kırdırarak.
                     Kan döküp, yakıp yıkarak,
                     Bölüp parçalayarak,
                     Erkeklik taslar sın, yalakalara bakarak.
                     Sen aslında fotoğraf ta çekmiyorsun,
                     Sağa sola bakınarak, çalım satarak,
                     Çalıp çırpıyor sun. Gözler kapalı.
                     Sana bir tek söz yakışır, artık;
                     "KÖRKÜTÜK" zekalısın!, Geri Zekalı....      
                   
                       
                       
                   
                       
                       

1 Nisan 2014 Salı

SICAĞI SICAĞINA..

                    30 Mart 2014 kuşkulu olsa da, yine bir yenilgi! 66 yaşında emekli bir eğitim emekçisi olarak çeşitli inanç, kaygı ve korkularla bilgisizce yetiştirilmiş toplumumuz seçmenlerinin oylarından; yolsuzluk ve haksız kazancın (çalıp çırpmanın) görmezden gelindiği veya ahlak çöküntüsünün sonucu "adam çalıyor ama bizi de görüyor" anlayışına dek vardırılmış gözüküyor sanki..
                     Bir yanda devleti ele geçirmek için herkesle işbirliği yapmış, "işi biteni" çıkarıp atmış bu arada, her şeyin başı para dediği için ekonomik güç odaklarını kendine bağlamış, yetmemiş kendisi büyük güç olma yolunda çıkar gurubu oluşturmuş, değişik kurumlar kurarak, (Vakıf vb.) toplumu ve toplum psikolojisini çok iyi bilen yardımcılarla, göz yaşlarından tutun, ses incelten gazlardan yararlanarak, çok ince hesaplarla topluma acındırarak işlenen bir toplum mühendisliği ve "tüm şeytanlıkları" ile..Diğer yanda yolsuzluğun, hırsızlığın, çalıp çırpmanın neredeyse "yalama" yapıldığı denircesine hep yinelenmesi, "orantısız zeka gücünün!" hiç ama hiç değerlendirilememesi, sunumlarda toplum bilimciler ya da siyaset bilimcilerin hiç izi görünmemesi..Meydanlardan akılda kalan, "kutudan" başka afiş veya söz, pankart var mı? bilinen. M. Vekilliği andı..Üye aidatları ve oy kullanma..Kadın, gençlik kotaları..Adaylarımızın oluşumundaki eksikliklerimiz, "ön seçim" eksikliklerimiz vb. leri.. 66 Yaşında sandık bölgesinde gözlemcilik yapmak zorunda kalmamız, gençlerimizi tam olarak partimize katamadığımız gerçeğinin ta kendisidir sanırım..
                  Sıcağı sıcağına; Tüm ilçelerde partimiz, "Mahalle, Siyasal Sohbet Toplantıları" başlatarak,  mahalleli üyelerin birbirini tanımaları, resmii olmayan özet tutanaklar tutularak, her konuda mahalle
görüşleri, düşünceleri ortaya çıkarma, toplantılarda görüş bildirme, bilgi edinme, düşünce geliştirme ve oluşturma vb. yararlar sağlanacak. Haftada iki saatlik bir toplantıya katılma özverisi, partiye sevginin göstergesi olacaktır. Konulu toplantıların özü "NE YAPALIM" a dayalı olmalı ve bir hafta sonraki toplantı gündemi belirlenip, üyelerimizin hazırlıklı gelmeleri sağlanmalıdır. Fatma Doğru başkanımızın kabul edeceğini umarak, Bornova Erzene mahallemizde başlatmayı düşünüyorum. Dileğim konuyu beğenenlerin paylaşarak, CHP yöneticilerinin duymalarını sağlamaktır.Sevgiler...

14 Şubat 2014 Cuma

KİLCE! MATEMATİK

                     Aklıma takılan soru?.. Matematiğe yeni! bir tanımlama getirmeye kalksan iki sözcükte, NE DERSİN?.. YEŞAT DEDE SEN NAMAZ KILIYOVMUSUN? KILMAZSAN ALLAH SENİ KÖY EDEY..demişti balkon söyleşilerinin birinde EYLÜL..Bu gün uzun aradan sonra "ders yapmaktan! ödevden"  zamanı yok ki kızcağızımızın, yine söyleşideydik bir ara, balkondan balkona. Eylül kızımız, + 4 ün birini bitirmiş, ikinci 4 ün birinde, 5/ A dayım dede dedi. Nasıl gidiyor dersler Eylülcüğüm der demez, karnemi ve takdirnamemi göstermiştim ya dede diyecekti sanki ama, söyleşemediğimizin farkına varmış olacak ki; arkadaşlar, öğretmenler ve dersler derken, bütün konu  başlıklarının başında! SINAV,TEST ve DERECE vardı tabii..O soruyu da yapsaydım yüz alacaktım, sınıf birincisi olacaktım. Oysa çok da çalışmıştım gibi sözler, ardı ardına dökülüyordu.
                     En sevdiğin ya da sevmediğin ders diye sormama kalmadan matematik! dedi hemen. pekii sevdiğin mi? sevmediğin mi der demez; nefret desek! demez mi?. Öyleyse sana matematiği yeniden tanımla deseler iki sözcükte NE DERSİN Eylül,? hazırmış sanki; İĞRENÇ demez mi? Matematiğin tanımına bir bakar mısınız sevgili matematikçi arkadaşlarım ve veliler, eğitimcilerimiz....Bunca yıllık eğitimcilik yaşamımda hiç düşünmemişim. Sahi iki sözcükte neydi iğrenç!! MATEMATİK?.. "SAYI SAYMACA" mı "SAYILARIN DANSI" mı veya "BİLGİ SAYMACA" mı desek? iğrençliğe karşı ağzımdan dökülüveren sayıların dansı bile diyebiliriz "kilin üzerine bütün sayı ve benzerlerini dök" ve Eylülcüğüm oynamaya başla, bak seveceksin matematiği deyivermişim, dede o zaman ne kadar eğlenceli bile olurdu ama, biz öyle görmüyoruz ki; biz hep BOŞLUKLARI DOLDUR!! HANGİSİ AZ!!  HANGİSİ ÇOĞU!! DOĞRU MU YANLIŞ MI!? AŞAĞIDAKİLERDEN HANGİSİ!! YUKARDA NE NE VAR!!! say sayabildiğin KADAR..
                     Öğretmeni biraz kil getirin tabak yapalım demiş. Hafta sonu Eylül ile bayağıkesirleri ve bazı geometrik şekilleri "KİL" üzerinde oynayarak öğrenmeye çalışacağız, sonra okuluna götürüp bir de tabak yapacak. Bir iki çalışmadan sonra EYLÜLÜMÜZE kimse matematikten nefret ettiremeyecek ve de iğrenç olmaktan çıkacak matematik, inanıyorum..Tabii bu dersin adı: KİL ÜZERİNDE BİLGİ  SAYMACA-SORMACA olacak artık...NE DERSİNİZ...
 
                     

19 Ocak 2014 Pazar

BU KOŞUŞTURMA NE?

                              HEYY!!  ACELEN NE? NEREYE GİDİYORSUN??!!..
           Atlar için "Hızlı giden seyrek sıçar" derler. Doğal olarak pislikler seyrek düşeceği için, çok  yer batacak, gübre için toplanması zor olacaktır, "koşu" için hesaplı gitmediğinden çabuk yorulacak ve yarışı kaybedecektir, vb diye söylenmiştir sanırım. Gerçekten nedir bu acele nereye gidiliyor..Daha ilkokula başlamadan 4 - 5 yaşlarında, üniversiteye hazırlanıyor! çocuklar. Acelen ne? Oysa "dünyanın bütün çiçekleri güzeldir, dünyanın bütün çocukları çiçektir deriz. Ne zaman çocuklar çocuk olup, çocukluklarını yapacaklar, sonra aceleleri ne? Hesapsız kitapsız hızlı gitmenin hedefe ulaşmada ne denli yorgunluk yaratıp, bir de üstüne üstlük kaybettireceği, mutsuzluk getireceği biline biline bu çocuklara "kıymak", bu hız ve bu acele neye?..
            Ana, baba, nene, dedelerden duyar gibiyim; "herkes öyle yapıyor!!" şimdi ekmek aslanın ağzında bile değil artık!..Okusun oğlum, kızım, torunum EN İYİ ÜNİVERSİTEDE! nasıl yani? bitirince en çok paralarla çok kazançlı iş bulabileceği bir üniversite! yani! diyenleri..Duyar gibiyim..Söz gelimi; inşaat mühendisi oldu, hemen bir proje geliştirdi, 300 genç ağacı kesip "kütük" halindeyken birleştirip evler yapıyor, kanseri de önlüyor! diye bol bol satarak holdingine para kazandırıyor. Hatta zamanla 350 ağaçtan daha güzelini yapmaya kalkıyor. Veya elektronik mühendisi olup kapağı atıyor, altı ayda bir, yeni cep telefonu çıkarıp, eskileri atacak yer arayan bir holdinge, beş ayda bir değiştirsin diye, çok para veriyorlar..Veya maden Müh. oluyor her yer delik deşik, fazla emek ve masraf olmasın diye, cevheri yerinde işleyen, arsenik mi olur, asitler mi olur, neyle nasıl olursa olsun, külçeler halinde ele geçsin maden diye, bol para alıyor, hiç önemli değil DOĞA!..Kimyacı fizikçi vb olup öyle bir bomba yapıyor ki hayvan severler den çekindiği için yaptığı bomba, binalara ve hayvanlara zarar vermiyor, sadece orada yaşayan hiç bir insan bırakmıyor hayatta!!..Veya biraz daha okuyup T.Direktör olup paracıkları kapıyor!!..HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL DOĞA!..
              Artık sistem sorunu değil bence sorun. Kapitalistin de, sosyalistin de ayni dünyanın bireyleri olmaları ve dünyanın, ülkelerin sınırlarının çok ötesinde küçülmesi nedeniyle, artık "bir geminin içinde" falanın çok ötesinde, yaşadığımız dünya sorunu olduğunun ayırdına çoktan varılması gerekirdi, ki daha çok geç olmadan bir şeyler söylensin, eyleme geçilsin. ÇOCUKLAR İÇİN HİÇ OLMAZSA...
             Çözüm insanda ve eğitiminde. Dünyada KAZANIMA ve TÜKETİME bir sınırlama (ölçüm) getirilmeli. Asgari ücret / kazanç oranı saptanabilmeli. "YETERİ KADAR YETER" gibi "BASİT YAŞA ki BAŞKALARI DA VAR OLABİLSİN" (M.Gandhi) anlayışları eğitimde ön plana çıkarılmalı. Bunları düşünebilen aktif aydınlar, nasıl akıllı ve düşünen insan yetiştirilir' i düşünüp taşınıp ortaya çıkarmalıdır. Demokrasinin bu akıllılıkları yaşama geçirebilmesine fırsat verilmeli, demokrasinin salt sandık sonucudur anlayışından vazgeçilmelidir..Her araştırma da, "iyiliklerde" ya birinci veya ilk beşte çıkan Finlandiya da yaşamakta olan kızımız; Baba "burada her şey çok yavaş" dedi. Düşününce şimdi anlıyorum , kızım da anlamıştır.. ACELEYE NE GEREK VAR hee...Orada yavaş yavaş gidiliyor belki ama hesaplı, duygulu duyarlı, ahlaklı ve çalışan kazanır. Başbakan bisikletle işine gider, en küçük bir yolsuzluğa karıştığı savlanan, utancından hemen işinden ayrılır mahkemeye çıkar çıkarılır. Yalan söylemenin gereği yoktur herkes işini yapar. Bizim eskiden bildiğimiz ama artık unutulmaya başlanan SAF ANADOLU İNSANI sözümüz var ya işte ONLAR, BUNLAR! OLMUŞLAR.. İşte onun için de diyorlardır; NE ACELESİ VAR??...