11 Kasım 2013 Pazartesi

BİR DAKİKA!..

                 Evde eşimle saygı duruşunda bulunalım dedik 10 kasım 2013. Bir dakika ne uzun bir süreymiş meğer. Neler takılmadı kafama. Nası bir ruh halidir bunca yaşanmışlıklara göre ATATÜRK karşıtlığı; öyle dedim, böyle dedim ı- ıh, ondandır, yok bundandır,  bulamadım bir neden. Düşüncesiz bir nankörkerekörlükten! başka.
                 Cuma' lara bayram namazlarına gittiğim sıralarda ATATÜRK' le ilgili bir kaygım olmamıştı, dindarlıktan olamazdı açıkçası. Ancak o sıralar ben yapmamışsam, şu an eşim de yapmıyor ve bundan sonra yapacağına karar veriyorsa, işte bundan dedim bir dakikalık saygı duruşunda..
                  Tüm emperyalist işgal güçlerine karşı dik gelmiş!,dört bine yakın kitabı altlarını çizerek okumuş, ekonomik, siyasi ve sosyal yönden her şeyiyle yeni bir ülke kurarak bizlere sunan, üç beş leblebiden biraz kavun ve iki duble rakıdan başka yediği içtiği! bilinmeyen, 57 yaşına dek ömür sürebilmiş, ömrünü ve tüm mal varlığını yurttaşlarına adayan bir insan DİNDAR YURTTAŞLARI TARAFINDAN İKİ REKAT NAMAZI HAKETMİYORSA NE DENİR?
                   O'na borçlu olanlar; Diyanet işleri başkanları, ilahıyatçı prf. ler, kadınlı erkekli siyaset insanları ve yöneticiler; iki rekat namaz kılıp dualar edin ve bunu duyurun ki insanlarımız borçlu olduklarını anımsayıp nankörlüklerden arınsınlar..OLMAZ MI? bir dakikalık saygı duruşunda aklıma takılan soru bu..

6 Kasım 2013 Çarşamba

İnsanlaşma Sürecinin Seks ve Ahlak Anlayışlarına Etkisi Ne Ola ki? AKLIMA TAKILAN SORU BU

               Hani, ellerimiz "el" olmadan önce, ön ayaklarımız dı ya. İnsanlaşma süreci başlamamıştı o zamanlar. Maymunumsugillerdendik açıkçası. Ahlak anlayışından söz edilemez belki ama seks, vardı kuşkusuz. Seks tüm canlılarda üreme olabilmesi için başlangıç olarak olması gereken bir olgu. Cinsel ilişkiler her canlının yapısı ve  konumlarına göre çeşitlilikler gösterir doğal olarak. Bu kavramlar biz "insan" olalım olmayalım, olan ve olacak olan yaşam sürecinin bir parçası. Ancak "insan" insan olduktan sonra "el" ini el olarak kullanıp, akıllanmaya başlamasıyla, benlikler ve bencillikler edinmeye başlar. Ve bu bencillikler insanlaşma sürecini tamamlayamamış toplumlarda (siz ona sürü de diyebilirsiniz) aynen sürmektedir. Cinslerden erkek olanı kadın olanına sahip! gibi davranıyordu ve de davranmaktadır günümüzde de..
                İnsanlaşma sürecine erişen toplumlarda insansı davranışlar egemendir. Doğal olarak seks de insansı bir davranıştır artık. Sahiplik yok, varsa da, tek taraflı değil. Haz var ve tek taraflı değil artık. İki taraf ta insan ve haz iki taraf için de mutluluk kaynağı. Bizde de ATATÜRK'ümüzün sayesinde, saçının bir teline gönlünü takıyor kader, bir çift ela göze kurban oluyor, gülünce gözlerinin içi gülüyor deniyor, mihrabım diyerek yüz vuruyor ve zülfün döküldüğü yüzün cemaline neler yazılıyor neler.         Türban denilen örtünün altındaki yüze, göze ve saça; ne şiirler yazılır, ne şarkılar, türküler söylenir acaba. Şarkı,Türkü,Şiir, Söz yazı, Resim ve Müzik ahlaksızlığın neresinde vardır.
                Güzel şeylerin çoğunun ahlak görüntüsü altında yasaklanıp ayıplanır olması, insanlaşma sürecinden ne denli uzaklaşıldığını göstermiyor mu? Kadına, maymunumsugillerden biraz farklıca yaklaşmaktan başka, aklına bir şey gelmeyen erkek, seks konusunda bilgi edinmeyi de ahlaksızlık olarak gördüğünden artık; topuk onun için bir uyarıcı, kıl tüy baştan çıkarıcı, kadının sesinden başlayarak her şeyi bir tahrik unsuru ve kadın namehrem! oluyordu. Akla gelen soru;? Bir öğrenci evinde birlikte kalan kızlarımız ve oğullarımızın sorgulanacakları söyleniyor. Evlere gecenin bir vaktinde baskın diye girilirse, evin erkeği din adına gelen polise, evini açacak mıdır? veya böyle bir uygulamayı benimseyecek midir? yaman merak ediyorum..SEVGİLER..      

25 Ekim 2013 Cuma

AKLIMA TAKILAN SORU;

                                 Aklıma takılan soru şu;      Akılsız insan nasıl olunur!?
            "Akıllım" önce "akıllıyı" tanımla, tam tersi "akılsız" olur zaten, diyenler için: AKIL; düşünme, kavrama ve anlama yetisi (US) demekse, "akıllı" için; DÜŞÜNEN, DOĞRUYU YANLIŞTAN - İYİYİ KÖTÜDEN ayırabilen ve aklını "iyi, güzel ve doğruya" kullanmasını bilen dendiğine göre, "Akılsız"lık için öyle çok uğraşmalara, tersine çevirmelere, zaman harcamaya gerek yok sanırım. "AKILSIZLIK için salt "düşünmeden" yaşam yeterlidir bence. Biraz çaba, emek veya para filan gerekseydi hiç ortalık "akılsızlar" cenneti olur muydu?            
            Hiç düşünme! üç- beş- ötesi, onca çocuk yapabilirsin, nasıl bakıp yetiştireceksin önemli değil.
At atabildiğin kadar! yalan söyle.."Bütün kötülüklerin anası yalandır" sözünü UNUT! aklına bile getirme.. Trafik de neymiş! bas gaza, sadece gaza bas, sonunu boş ver, park etmeyi hele çıkar aklından, bırak git..Hep al!, nerede ne varsa almaya çalış hep, ödemeyi boş ver aklını şaşırma!..Ne bu? her ağaç yaprağını dökmüş, gölge basmış her  yeri, karanlık içinde, ne bu kuş sesleri ne bu gürültü, her yer sen! dolu, herkes senin kafada bir olun kesin! şu ağaçları, açılsın önünüz, kurtulun! kesin önünüze geleni, sövüp sayın, kırıp dökün acımasızca, kirletin her yeri, her şeyleri.. Doğanın aklına ne gerek..
              Uyma sen onun aklına, "DÜŞÜNMEYE" düşünerek davranmaya gerek yok. Ne o sorular? araştırıcı haller, ne o gözler, her şeyi gören, budak deliğinden fırlamışlar gibi. Olmaaz..Boş ver sen, aklına da uyma! ha bende yok diyorsan; okumuş, okumamış, insan! filan farketmez, bu yolda devam..NASILSA BU DENLİ FELAKETİN VE OLASILIĞININ KARŞISINDA, AKILLILARIN HEP KUŞKU İÇİNDEYKEN; AKILSIZLARIN HEMDE KÜSTAH BİR ŞEKİLDE, KENDİLERİNDEN EMİN DOLANMALARI, BİRİLERİNİN İŞİNE GELİYORDUR. Hem artık, kimse size "AKLINA ŞAŞAYIM!" "AKLINA TURP SIKAYIM!" veya "AKLINA TÜKÜREYİM!" de diyemeyecektir.Sakın üzülmeyin..Yaşasııın! AKILSIZ İNSAN TOPLULUKLARI OLMAYI BAŞARDIK..
             AKLINIZDA BULUNSUN..Her şeyin başı eğitim!.ÇOCUKLARIMIZI EL BECERİLERİYLE DONATALIM! ELLERİ BİLEKLERİNDEN kırılsın! AKILLI ÇOCUKLAR OLACAKLARI KESİN..Her şey daima İYİYE, GÜZELE ve DOĞRUYA YÖNELDİKTEN SONRA da akılsızlardan korkuya gerek kalmayacaktır. "Akıllı uslu" günlerde...Devam edecek...  
  

10 Ekim 2013 Perşembe

GERGİNLİK, GERİLİM, GERME, GERİCİLİK ve GERİCİ üzerine..

              İnsan bazen gerilebilir. Midesinde gerginlik hissedebilir, sinirleri gerilir, asaabı bozulur, patlayacakmış gibi olur hani. Cisimlerde gerilir, örneğin; sazın teli gerilir ki güzel ses çıkarabilsin, ancak biraz fazla gerdin mi? sanki "kopacağım" diye uyarır ve biraz sonra da kopar ama çok kötü ve sert bir sesle. Bazı cisimler de iki ucundan asılınırsa gerilir tabii ve bir süre sonra gerilim artmasa da cisim kopar çok gürültü yapmasa da yine de kopar bu da yorgunluktan olur.
              Toplumlar da gerilebilir. Varsıllar - yoksullar, çalışanlar - beleşçiler, kadınlar - erkekler vb. ve Bölücü Ayrımcı Dincilik ve Bölücü Ayrımcı Irkçılık gerilimin daha doğrusu GERİCİLİĞİN! belli başlı uçlarını oluşturmaktadırlar. Doğal olarak bu GERME işinin bir de GERİCİSİ! olmak zorundadır, çok şükür korosu da kurulmuştur.Koro halinde "kininize ve nefretinize sahip çıkın" diye bas bas bağırılmakta ve GERİCİLER! toplumumuzu gerim gerim germektedirler, yorgunluk dersen cabası...
               Korkum, yer kabuğundaki gerilimler gibi birikimlerle kötü sarsıntılara veya patlamalara neden olması. Hani bir söz vardır "köpekler yemez halimizi" aynen O. Nereden bakılırsa bakılsın bu GERİCİLİKLERİN! insanlık tarihinin hiç bir döneminde HAYRI! olmamıştır, kimseye..TÜM GERİCİ! ve GERİCİLİKLERİN! BİZDEN UZAK OLMASI DİLEKLERİMLE... Sayın BALBAY' a sevgilerle...    

5 Mart 2013 Salı

DUYULAR....

                  Kemeraltında dolaşıyoruz; eski daktilolar, radyolar, bir de piyano ve hemen üstünde mandolin. Şöyle bir dokundum akordu sağlam! alıp çalmak için kendimi zor tuttum, gösteriş yapıyor denilir diye.Antikacı dükkanıymış girdiğimiz yer. Mandolin antikacılara kalmış, anladım ki Köy Enstitülerinin ruhları artık antika olmuş.Gençliğimde girdiğimiz evlerin çoğunluğunda bir mandolin görülürdü, duvarda asılı.Şimdilerdeantikacılarda.
                    EĞİTİM için; AKLIN GÜZELLİKLERİNİ ORTAYA ÇIKARABİLME SANATIDIR demiştim 1990 larda. Tabii önce AKIL gerekiyor güzellikler için. Evet her insan için, "AKLI olan" denilebilir de "AKILLI" denilebilmesi için "beş duyusunun" ayırdında olması ve geliştirmesi gerekmez mi?..Akıllı insan eli işleyen insandır. Bu da güzel sanatlar denilen; resim, müzik, "ses ve saz," heykel ve sporun elişleriyle bütünleştirilerek eğitim öğretim yapılmasıyla sağlanabilir..Şöyle de diyebiliriz;
                    Elinden hiç bişicik! gelmiyorsa; okumuş yazmış,hoca falan da olsan, kırdığı taşınelini kesmesiyle keskinli öğrenip, taşı "keser" olarak kullanarak ok yapıp avlanan ATAN, insan olup çıkmıştı ve bu gün "keseri" eline alıp bir ağaç yontabiliyor. Ama güzelim! sen bunu göremiyorsan daha ve düşünemiyorsan düşünürcesine; en fazla bir ŞEMPANZEN cik olur muzunu soyupta yiyebilirsin o kadar..Afiyet olsun...                   

4 Mart 2012 Pazar


***********************************************************
Okurlara...
"GÜLME SIRASI BİZDE" Yazarı EBRU DENİZ OZAN Metis yayınlarından...


Hani var ya, elinde bir çekirdek, çöpe atmadan,yemeden; kayısı çekirdeği, zeytin, incir çekirdeği, ceviz veya payam (badem) gibi...Toprakta ya gözün, uygun bir yer bulup gömersin!...
Bir bakarsın çimlenmiş, sevinirsin. Sularsın, çapalarsın bir çomacıkla da olsa...Bir de bakmışsın, serçe parmağın kalınlığında bir cıvgın (filiz) olup çıkmış,umutlanırsın... Bir göz alıp komşunun güzel ağacından, aşılarsın cıvgını. Umutlarını yeşile! Bağlayıp, gözlersin, beklersin yeni bir filizi daha...Nisanın bilmem kaçında Mayıs da olabilir, gözün ucundan fışkıran filiz, umudun filizidir sanki...Gözleyip kollayarak geçen bir iki yıl sonunda; bir meyve koparıp bakmak, okşamak, koklamak, tatmak, geçip karşısına, şöyle bir bakıp düşünmek, nasıl bir hazdır, mutluluk verici bir şeydir, bilen bilir ya...İşte onun gibi...
Bir babasın; yetiştirdiğin çocuğun boyunu aşmış. Onurlu bir mesleğin akademisyeni, onurlu bir yaşamı seçmiş, umarsız..
"Gülmek Sırası Bizde" neden olmasın? Gülmek en çok size yakışır, dilerim hep gülersiniz...Bir çırpıda okunacak bir kitap. Çok emek çekildiği, özenildiği belli. Yaşadığımdan mı duygulandığımdan mı, yazarını tanıdığımdan mı yoksa hepsi mi bilmem. Öyle akıcı bir anlatımı var ki; sanki bir roman, senaryoya hazır...Bir dönem belgeseli. Ülkemizin yazgısını etkileyen bir dönemin öyküsü sanki...Öykü tadında...Ve döküman; kişileri, kuruluşları ve akademisyenleri ile...
Ben aldım okudum; kokladım,tatdım! Onurlandım, gururlandım. Mutlanacak başka bir şey gelmiyor aklıma. O derece ki; adına kanser denilen kanbaşından ikisi değil üçü birden gelse engelleyemez kıvancımı...
Bana bu mutluluğu yaşatan Ebru Deniz Ozan Aytekin ve sevgili annesi, gülüm, Nadire Ozan, ECO ve oğlumuz Attila Aytekin başta olmak üzere; değerli hocamız sevgi dolu yüreğiyle Tülin Öngen'e, Tarık Şengül ve "kadir bilir" diye düşündüğüm METİS yayınevine, yardımları geçen tüm dostlara sevgi ve saygılarımı iletirim. Emek ve yüreklerinize sağlık...
Reşat OZAN


18 Şubat 2012 Cumartesi

Okurlara... "GÜLME SIRASI BİZDE" Yazarı EBRU DENİZ OZAN Metis yayınlarından...

Okurlara...
"GÜLME SIRASI BİZDE" Yazarı EBRU DENİZ OZAN Metis yayınlarından...
Hani var ya, elinde bir çekirdek,çöpe atmadan,yemeden;kayısı çekirdeği,zeytin,incir çekirdeği,ceviz veya payam (badem) gibi...Toprakta ya gözün, uygun bir yer bulup gömersin!...
Bir bakarsın çimlenmiş, sevinirsin.Sularsın,çapalarsın bir çomacıkla da olsa...Bir de bakmışsın,serçe parmağın kalınlığında bir cıvgın (filiz) olup çıkmış,umutlanırsın...Bir göz alıp komşunun güzel ağacından,aşılarsın cıvgını.Umutlarını yeşile! bağlayıp,gözlersin, beklersin yeni bir filizi daha...Nisanın bilmem kaçında Mayıs da olabilir,gözün ucundan fışkıran filiz, umudun filizidir sanki...Gözleyip kollayarak geçen bir iki yıl sonunda ;bir meyve koparıp bakmak,okşamak,koklamak,tatmak,geçip karşısına,şöyle bir bakıp düşünmek,nasıl bir hazdır,mutluluk verici bir şeydir,bilen bilir ya..İşte onun gibi...
Bir babasın; yetiştirdiğin çocuğun boyunu aşmış.Onurlu bir mesleğin akademisyeni,onurlu bir yaşamı seçmiş,umarsız..
"Gülmek Sırası Bizde" neden olmasın? Gülmek en çok size yakışır,dilerim hep gülersiniz...Bir çırpıda okunacak bir kitap.Çok emek çekildiği,özenildiği belli.Yaşadığımdan mı duygulandığımdan mı, yazarını tanıdığımdan mı yoksa hepsi mi bilmem.Öyle akıcı bir anlatımı var ki;sanki bir roman,senaryoya hazır...Bir dönem belgeseli.Ülkemizin yazgısını etkileyen bir dönemin öyküsü sanki...Öykü tadında...Ve döküman;kişileri,kuruluşları ve akademisyenleri ile...
Ben aldım okudum;kokladım,tatdım!.Onurlandım,gururlandım. Mutlanacak başka bir şey gelmiyor aklıma. O derece ki; adına kanser denilen kanbaşından ikisi değil üçü birden gelse engelleyemez kıvancımı...
Bana bu mutluluğu yaşatan Ebru Deniz Ozan Aytekin ve sevgili annesi, gülüm, Nadire Ozan, ECO ve oğlumuz Attila Aytekin başta olmak üzere;değerli hocamız sevgi dolu yüreğiyle Tülin Öngen'e, Tarık Şengül ve "kadir bilir" diye düşündüğüm METİS yayınevine, yardımları geçen tüm dostlara sevgi ve saygılarımı iletirim. Emek ve yüreklerinize sağlık...
Reşat OZAN