Son zamanlarda kadına yönelik saldırı ve cinayetlerdeki artış, birkaç insan bir araya geldiğinde, her an bir kavga çıkacakmış gibi hal ve hareketlerin çoğalması, sokaklarda güler yüzlü insanlar göremeyişimiz ve dünyada "mutlu insanlar" sıralamasında, ülkemizin 180 ülke içinde sondan üçüncü olarak gösterilmesi ve 7 haziran seçimleri..
Hayatında hiç bir müzik aleti çalmamış uğraşmamış bile (günah diye büyük olasılıkla) hiç bir şiir yazmamış, zorunlu olanların dışında okumamış. Eline bir alet alıp; kesmemiş, eğip bükmemiş, yontmamış, eklememiş, delmemiş, oymamış, kabartmamış, kısaca elinden hiçbir iş gelmeyen "küt" elli, kütük! gibi biri ve hiç okumayan biri, hiç "güzel" şeylerden söz edip, güzel şeyler düşünebilir mi? üretebilir mi hiç?. Üstelik her Tanrının günü "kininize" sahip çıkın diye diye beslenen beyinlerden, güzel şeyler beklenebilir mi? hiç..Hele Öğretmenlerin bile çocuklarını okutabilecekleri okullar arama telaşı içinde oldukları bir eğitim ortamında..
"Yoldaşlık"; Çoğunlukla "sol" düşüncelilerimiz arasında kullandığımız bağlılık sözcüğüdür. Aynı "yolda" yol arkadaşlığı ve dostluk yapmanın sözleşmesidir bir bakıma. Bağlılığı "bağımlılık" anlayıp, yoldaşlıktan ayrılan, "dost" kavramının içini boşaltıp, emperyalist duygular içinde, yalnızlıklarda kendini bulan, "solcu" diye bilinen akademisyenlerin çoğunlukta olduğu bir üniversite ortamında mı? yetişecek "Siyaset Bilimci" de, ülke siyasi yaşamında etkili olabilecek..
Kısaca; Her şeyin başı eğitim deniyorsa; ilkokul 3 e dek çocuklara çocuk gibi davranıp; okuma yazma, ve davranışlar kazandırıp, dil öğreteceksin..Köylerdeki okulları kapatmayacaksın, 3 e dek..Çok iyi bir gözlem ve izleme sonuvu, çocukları sevdikleri dallarda ortaöğretime yönlendirecek, sınavsız üniversiteye alacaksın..Böylece haziranlarda; yönetecek hiçbir niteliği olmayanlar, "gözümle görmeden inanmam" kolaycılığı ile ",bakmadan geçmeyen, ancak göremeyenler" tarafından seçilmesin.. Karanlıklar, karanlığa girsin, havalar aydınlansın. İnsanlar insanlaşsın. İnsan insana ettiğinden utansın. Eğitimde sağlanacak eşitlik, dalga dalga her yanı sarsın ve yüzler gülsün...
26 Haziran 2015 Cuma
24 Ağustos 2014 Pazar
"KÖRKÜTÜK"
"KÖRKÜTÜK" Deyince ilk akla gelen, sarhoş hali sanırım. Çok içen ve kendini bilmez derecede davranışlarda bulunan kişilere denir çokçası..Biraz açacak olursak; kütük, ağaç gövdesinin kesildikten sonra, toprak içinde kalan bölümüdür. Odun haline getirilip yakılması veya başka bir şekilde kullanılabilmesi çok zordur, insana "kök" söktürür!. Onun içindir "KÜTÜK" sağdan bakınca da, soldan bakınca da aynidir veya her iki taraftan okununca da kütük okunur. Değiştirmek, düzeltmek, "yontmak" ta çok kolay değildir hani..İnsanoğlu; kendini bilmez halini, bilgisiz, kültürsüz, seviyesiz, kaba saba yapılı halini "KÜTÜK GİBİ" benzetmesine dayayıvermiş! kolaydan. Ağacın kütüğünü zar zor uğraşır atarsın ocaklığa!. Kışın, onca yorgunluğa değer, karşısına geçip ısınmak..Ya insanın "KÜTÜĞÜ", anlatması çok zor.. Şöyle diyelim;
Kara kapla kaplanmış,
Dört karartı,, sanki kütük;
Örtülü üstleri.
Görüntü; sakalları görünen biri,
Elinde, kim bilir ne marka, fotoğraf makinesi.
Resim çekmeye çalışıyor,
Nasıl basıyorsa o el deklanşöre..
Sağdan bakıp çekiyor,
Soldan bakıp çekiyor,
Ya da çekiyor gibi yapıyor, kim bilir?
Ama görünen, kadınlarsa çekilen;
Ne bir alın var meydanda, ne yüz,
Ne bir el, ne burun, ne göz..
Kütük bile topraktan çıkınca,
Saklamaz saçağının kakülünü,
Çek çekebildiğin kadar,
Kütüğün! hilal kaşını, ela gözünü,
Sarı saçlarını, meliklerini yada,
Toprak kokulu gül yüzünü..
Çek, göster. Bak, bak şiir yaz,
Türkü yak, şarkı söyle...
Ama, sen nereden çekersen çek,
Nereden bakarsan bak, değişmez.
Sen bir kütük sün sağdan da, soldan da;
BİR KÜTÜK.
Sen ancak; bağırırsın, cartlak cartlak,,
İnsanları birbirine kırdırarak.
Kan döküp, yakıp yıkarak,
Bölüp parçalayarak,
Erkeklik taslar sın, yalakalara bakarak.
Sen aslında fotoğraf ta çekmiyorsun,
Sağa sola bakınarak, çalım satarak,
Çalıp çırpıyor sun. Gözler kapalı.
Sana bir tek söz yakışır, artık;
"KÖRKÜTÜK" zekalısın!, Geri Zekalı....
Kara kapla kaplanmış,
Dört karartı,, sanki kütük;
Örtülü üstleri.
Görüntü; sakalları görünen biri,
Elinde, kim bilir ne marka, fotoğraf makinesi.
Resim çekmeye çalışıyor,
Nasıl basıyorsa o el deklanşöre..
Sağdan bakıp çekiyor,
Soldan bakıp çekiyor,
Ya da çekiyor gibi yapıyor, kim bilir?
Ama görünen, kadınlarsa çekilen;
Ne bir alın var meydanda, ne yüz,
Ne bir el, ne burun, ne göz..
Kütük bile topraktan çıkınca,
Saklamaz saçağının kakülünü,
Çek çekebildiğin kadar,
Kütüğün! hilal kaşını, ela gözünü,
Sarı saçlarını, meliklerini yada,
Toprak kokulu gül yüzünü..
Çek, göster. Bak, bak şiir yaz,
Türkü yak, şarkı söyle...
Ama, sen nereden çekersen çek,
Nereden bakarsan bak, değişmez.
Sen bir kütük sün sağdan da, soldan da;
BİR KÜTÜK.
Sen ancak; bağırırsın, cartlak cartlak,,
İnsanları birbirine kırdırarak.
Kan döküp, yakıp yıkarak,
Bölüp parçalayarak,
Erkeklik taslar sın, yalakalara bakarak.
Sen aslında fotoğraf ta çekmiyorsun,
Sağa sola bakınarak, çalım satarak,
Çalıp çırpıyor sun. Gözler kapalı.
Sana bir tek söz yakışır, artık;
"KÖRKÜTÜK" zekalısın!, Geri Zekalı....
1 Nisan 2014 Salı
SICAĞI SICAĞINA..
30 Mart 2014 kuşkulu olsa da, yine bir yenilgi! 66 yaşında emekli bir eğitim emekçisi olarak çeşitli inanç, kaygı ve korkularla bilgisizce yetiştirilmiş toplumumuz seçmenlerinin oylarından; yolsuzluk ve haksız kazancın (çalıp çırpmanın) görmezden gelindiği veya ahlak çöküntüsünün sonucu "adam çalıyor ama bizi de görüyor" anlayışına dek vardırılmış gözüküyor sanki..
Bir yanda devleti ele geçirmek için herkesle işbirliği yapmış, "işi biteni" çıkarıp atmış bu arada, her şeyin başı para dediği için ekonomik güç odaklarını kendine bağlamış, yetmemiş kendisi büyük güç olma yolunda çıkar gurubu oluşturmuş, değişik kurumlar kurarak, (Vakıf vb.) toplumu ve toplum psikolojisini çok iyi bilen yardımcılarla, göz yaşlarından tutun, ses incelten gazlardan yararlanarak, çok ince hesaplarla topluma acındırarak işlenen bir toplum mühendisliği ve "tüm şeytanlıkları" ile..Diğer yanda yolsuzluğun, hırsızlığın, çalıp çırpmanın neredeyse "yalama" yapıldığı denircesine hep yinelenmesi, "orantısız zeka gücünün!" hiç ama hiç değerlendirilememesi, sunumlarda toplum bilimciler ya da siyaset bilimcilerin hiç izi görünmemesi..Meydanlardan akılda kalan, "kutudan" başka afiş veya söz, pankart var mı? bilinen. M. Vekilliği andı..Üye aidatları ve oy kullanma..Kadın, gençlik kotaları..Adaylarımızın oluşumundaki eksikliklerimiz, "ön seçim" eksikliklerimiz vb. leri.. 66 Yaşında sandık bölgesinde gözlemcilik yapmak zorunda kalmamız, gençlerimizi tam olarak partimize katamadığımız gerçeğinin ta kendisidir sanırım..
Sıcağı sıcağına; Tüm ilçelerde partimiz, "Mahalle, Siyasal Sohbet Toplantıları" başlatarak, mahalleli üyelerin birbirini tanımaları, resmii olmayan özet tutanaklar tutularak, her konuda mahalle
görüşleri, düşünceleri ortaya çıkarma, toplantılarda görüş bildirme, bilgi edinme, düşünce geliştirme ve oluşturma vb. yararlar sağlanacak. Haftada iki saatlik bir toplantıya katılma özverisi, partiye sevginin göstergesi olacaktır. Konulu toplantıların özü "NE YAPALIM" a dayalı olmalı ve bir hafta sonraki toplantı gündemi belirlenip, üyelerimizin hazırlıklı gelmeleri sağlanmalıdır. Fatma Doğru başkanımızın kabul edeceğini umarak, Bornova Erzene mahallemizde başlatmayı düşünüyorum. Dileğim konuyu beğenenlerin paylaşarak, CHP yöneticilerinin duymalarını sağlamaktır.Sevgiler...
Bir yanda devleti ele geçirmek için herkesle işbirliği yapmış, "işi biteni" çıkarıp atmış bu arada, her şeyin başı para dediği için ekonomik güç odaklarını kendine bağlamış, yetmemiş kendisi büyük güç olma yolunda çıkar gurubu oluşturmuş, değişik kurumlar kurarak, (Vakıf vb.) toplumu ve toplum psikolojisini çok iyi bilen yardımcılarla, göz yaşlarından tutun, ses incelten gazlardan yararlanarak, çok ince hesaplarla topluma acındırarak işlenen bir toplum mühendisliği ve "tüm şeytanlıkları" ile..Diğer yanda yolsuzluğun, hırsızlığın, çalıp çırpmanın neredeyse "yalama" yapıldığı denircesine hep yinelenmesi, "orantısız zeka gücünün!" hiç ama hiç değerlendirilememesi, sunumlarda toplum bilimciler ya da siyaset bilimcilerin hiç izi görünmemesi..Meydanlardan akılda kalan, "kutudan" başka afiş veya söz, pankart var mı? bilinen. M. Vekilliği andı..Üye aidatları ve oy kullanma..Kadın, gençlik kotaları..Adaylarımızın oluşumundaki eksikliklerimiz, "ön seçim" eksikliklerimiz vb. leri.. 66 Yaşında sandık bölgesinde gözlemcilik yapmak zorunda kalmamız, gençlerimizi tam olarak partimize katamadığımız gerçeğinin ta kendisidir sanırım..
Sıcağı sıcağına; Tüm ilçelerde partimiz, "Mahalle, Siyasal Sohbet Toplantıları" başlatarak, mahalleli üyelerin birbirini tanımaları, resmii olmayan özet tutanaklar tutularak, her konuda mahalle
görüşleri, düşünceleri ortaya çıkarma, toplantılarda görüş bildirme, bilgi edinme, düşünce geliştirme ve oluşturma vb. yararlar sağlanacak. Haftada iki saatlik bir toplantıya katılma özverisi, partiye sevginin göstergesi olacaktır. Konulu toplantıların özü "NE YAPALIM" a dayalı olmalı ve bir hafta sonraki toplantı gündemi belirlenip, üyelerimizin hazırlıklı gelmeleri sağlanmalıdır. Fatma Doğru başkanımızın kabul edeceğini umarak, Bornova Erzene mahallemizde başlatmayı düşünüyorum. Dileğim konuyu beğenenlerin paylaşarak, CHP yöneticilerinin duymalarını sağlamaktır.Sevgiler...
14 Şubat 2014 Cuma
KİLCE! MATEMATİK
Aklıma takılan soru?.. Matematiğe yeni! bir tanımlama getirmeye kalksan iki sözcükte, NE DERSİN?.. YEŞAT DEDE SEN NAMAZ KILIYOVMUSUN? KILMAZSAN ALLAH SENİ KÖY EDEY..demişti balkon söyleşilerinin birinde EYLÜL..Bu gün uzun aradan sonra "ders yapmaktan! ödevden" zamanı yok ki kızcağızımızın, yine söyleşideydik bir ara, balkondan balkona. Eylül kızımız, + 4 ün birini bitirmiş, ikinci 4 ün birinde, 5/ A dayım dede dedi. Nasıl gidiyor dersler Eylülcüğüm der demez, karnemi ve takdirnamemi göstermiştim ya dede diyecekti sanki ama, söyleşemediğimizin farkına varmış olacak ki; arkadaşlar, öğretmenler ve dersler derken, bütün konu başlıklarının başında! SINAV,TEST ve DERECE vardı tabii..O soruyu da yapsaydım yüz alacaktım, sınıf birincisi olacaktım. Oysa çok da çalışmıştım gibi sözler, ardı ardına dökülüyordu.
En sevdiğin ya da sevmediğin ders diye sormama kalmadan matematik! dedi hemen. pekii sevdiğin mi? sevmediğin mi der demez; nefret desek! demez mi?. Öyleyse sana matematiği yeniden tanımla deseler iki sözcükte NE DERSİN Eylül,? hazırmış sanki; İĞRENÇ demez mi? Matematiğin tanımına bir bakar mısınız sevgili matematikçi arkadaşlarım ve veliler, eğitimcilerimiz....Bunca yıllık eğitimcilik yaşamımda hiç düşünmemişim. Sahi iki sözcükte neydi iğrenç!! MATEMATİK?.. "SAYI SAYMACA" mı "SAYILARIN DANSI" mı veya "BİLGİ SAYMACA" mı desek? iğrençliğe karşı ağzımdan dökülüveren sayıların dansı bile diyebiliriz "kilin üzerine bütün sayı ve benzerlerini dök" ve Eylülcüğüm oynamaya başla, bak seveceksin matematiği deyivermişim, dede o zaman ne kadar eğlenceli bile olurdu ama, biz öyle görmüyoruz ki; biz hep BOŞLUKLARI DOLDUR!! HANGİSİ AZ!! HANGİSİ ÇOĞU!! DOĞRU MU YANLIŞ MI!? AŞAĞIDAKİLERDEN HANGİSİ!! YUKARDA NE NE VAR!!! say sayabildiğin KADAR..
Öğretmeni biraz kil getirin tabak yapalım demiş. Hafta sonu Eylül ile bayağıkesirleri ve bazı geometrik şekilleri "KİL" üzerinde oynayarak öğrenmeye çalışacağız, sonra okuluna götürüp bir de tabak yapacak. Bir iki çalışmadan sonra EYLÜLÜMÜZE kimse matematikten nefret ettiremeyecek ve de iğrenç olmaktan çıkacak matematik, inanıyorum..Tabii bu dersin adı: KİL ÜZERİNDE BİLGİ SAYMACA-SORMACA olacak artık...NE DERSİNİZ...
En sevdiğin ya da sevmediğin ders diye sormama kalmadan matematik! dedi hemen. pekii sevdiğin mi? sevmediğin mi der demez; nefret desek! demez mi?. Öyleyse sana matematiği yeniden tanımla deseler iki sözcükte NE DERSİN Eylül,? hazırmış sanki; İĞRENÇ demez mi? Matematiğin tanımına bir bakar mısınız sevgili matematikçi arkadaşlarım ve veliler, eğitimcilerimiz....Bunca yıllık eğitimcilik yaşamımda hiç düşünmemişim. Sahi iki sözcükte neydi iğrenç!! MATEMATİK?.. "SAYI SAYMACA" mı "SAYILARIN DANSI" mı veya "BİLGİ SAYMACA" mı desek? iğrençliğe karşı ağzımdan dökülüveren sayıların dansı bile diyebiliriz "kilin üzerine bütün sayı ve benzerlerini dök" ve Eylülcüğüm oynamaya başla, bak seveceksin matematiği deyivermişim, dede o zaman ne kadar eğlenceli bile olurdu ama, biz öyle görmüyoruz ki; biz hep BOŞLUKLARI DOLDUR!! HANGİSİ AZ!! HANGİSİ ÇOĞU!! DOĞRU MU YANLIŞ MI!? AŞAĞIDAKİLERDEN HANGİSİ!! YUKARDA NE NE VAR!!! say sayabildiğin KADAR..
Öğretmeni biraz kil getirin tabak yapalım demiş. Hafta sonu Eylül ile bayağıkesirleri ve bazı geometrik şekilleri "KİL" üzerinde oynayarak öğrenmeye çalışacağız, sonra okuluna götürüp bir de tabak yapacak. Bir iki çalışmadan sonra EYLÜLÜMÜZE kimse matematikten nefret ettiremeyecek ve de iğrenç olmaktan çıkacak matematik, inanıyorum..Tabii bu dersin adı: KİL ÜZERİNDE BİLGİ SAYMACA-SORMACA olacak artık...NE DERSİNİZ...
19 Ocak 2014 Pazar
BU KOŞUŞTURMA NE?
HEYY!! ACELEN NE? NEREYE GİDİYORSUN??!!..
Atlar için "Hızlı giden seyrek sıçar" derler. Doğal olarak pislikler seyrek düşeceği için, çok yer batacak, gübre için toplanması zor olacaktır, "koşu" için hesaplı gitmediğinden çabuk yorulacak ve yarışı kaybedecektir, vb diye söylenmiştir sanırım. Gerçekten nedir bu acele nereye gidiliyor..Daha ilkokula başlamadan 4 - 5 yaşlarında, üniversiteye hazırlanıyor! çocuklar. Acelen ne? Oysa "dünyanın bütün çiçekleri güzeldir, dünyanın bütün çocukları çiçektir deriz. Ne zaman çocuklar çocuk olup, çocukluklarını yapacaklar, sonra aceleleri ne? Hesapsız kitapsız hızlı gitmenin hedefe ulaşmada ne denli yorgunluk yaratıp, bir de üstüne üstlük kaybettireceği, mutsuzluk getireceği biline biline bu çocuklara "kıymak", bu hız ve bu acele neye?..
Ana, baba, nene, dedelerden duyar gibiyim; "herkes öyle yapıyor!!" şimdi ekmek aslanın ağzında bile değil artık!..Okusun oğlum, kızım, torunum EN İYİ ÜNİVERSİTEDE! nasıl yani? bitirince en çok paralarla çok kazançlı iş bulabileceği bir üniversite! yani! diyenleri..Duyar gibiyim..Söz gelimi; inşaat mühendisi oldu, hemen bir proje geliştirdi, 300 genç ağacı kesip "kütük" halindeyken birleştirip evler yapıyor, kanseri de önlüyor! diye bol bol satarak holdingine para kazandırıyor. Hatta zamanla 350 ağaçtan daha güzelini yapmaya kalkıyor. Veya elektronik mühendisi olup kapağı atıyor, altı ayda bir, yeni cep telefonu çıkarıp, eskileri atacak yer arayan bir holdinge, beş ayda bir değiştirsin diye, çok para veriyorlar..Veya maden Müh. oluyor her yer delik deşik, fazla emek ve masraf olmasın diye, cevheri yerinde işleyen, arsenik mi olur, asitler mi olur, neyle nasıl olursa olsun, külçeler halinde ele geçsin maden diye, bol para alıyor, hiç önemli değil DOĞA!..Kimyacı fizikçi vb olup öyle bir bomba yapıyor ki hayvan severler den çekindiği için yaptığı bomba, binalara ve hayvanlara zarar vermiyor, sadece orada yaşayan hiç bir insan bırakmıyor hayatta!!..Veya biraz daha okuyup T.Direktör olup paracıkları kapıyor!!..HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL DOĞA!..
Artık sistem sorunu değil bence sorun. Kapitalistin de, sosyalistin de ayni dünyanın bireyleri olmaları ve dünyanın, ülkelerin sınırlarının çok ötesinde küçülmesi nedeniyle, artık "bir geminin içinde" falanın çok ötesinde, yaşadığımız dünya sorunu olduğunun ayırdına çoktan varılması gerekirdi, ki daha çok geç olmadan bir şeyler söylensin, eyleme geçilsin. ÇOCUKLAR İÇİN HİÇ OLMAZSA...
Çözüm insanda ve eğitiminde. Dünyada KAZANIMA ve TÜKETİME bir sınırlama (ölçüm) getirilmeli. Asgari ücret / kazanç oranı saptanabilmeli. "YETERİ KADAR YETER" gibi "BASİT YAŞA ki BAŞKALARI DA VAR OLABİLSİN" (M.Gandhi) anlayışları eğitimde ön plana çıkarılmalı. Bunları düşünebilen aktif aydınlar, nasıl akıllı ve düşünen insan yetiştirilir' i düşünüp taşınıp ortaya çıkarmalıdır. Demokrasinin bu akıllılıkları yaşama geçirebilmesine fırsat verilmeli, demokrasinin salt sandık sonucudur anlayışından vazgeçilmelidir..Her araştırma da, "iyiliklerde" ya birinci veya ilk beşte çıkan Finlandiya da yaşamakta olan kızımız; Baba "burada her şey çok yavaş" dedi. Düşününce şimdi anlıyorum , kızım da anlamıştır.. ACELEYE NE GEREK VAR hee...Orada yavaş yavaş gidiliyor belki ama hesaplı, duygulu duyarlı, ahlaklı ve çalışan kazanır. Başbakan bisikletle işine gider, en küçük bir yolsuzluğa karıştığı savlanan, utancından hemen işinden ayrılır mahkemeye çıkar çıkarılır. Yalan söylemenin gereği yoktur herkes işini yapar. Bizim eskiden bildiğimiz ama artık unutulmaya başlanan SAF ANADOLU İNSANI sözümüz var ya işte ONLAR, BUNLAR! OLMUŞLAR.. İşte onun için de diyorlardır; NE ACELESİ VAR??...
Atlar için "Hızlı giden seyrek sıçar" derler. Doğal olarak pislikler seyrek düşeceği için, çok yer batacak, gübre için toplanması zor olacaktır, "koşu" için hesaplı gitmediğinden çabuk yorulacak ve yarışı kaybedecektir, vb diye söylenmiştir sanırım. Gerçekten nedir bu acele nereye gidiliyor..Daha ilkokula başlamadan 4 - 5 yaşlarında, üniversiteye hazırlanıyor! çocuklar. Acelen ne? Oysa "dünyanın bütün çiçekleri güzeldir, dünyanın bütün çocukları çiçektir deriz. Ne zaman çocuklar çocuk olup, çocukluklarını yapacaklar, sonra aceleleri ne? Hesapsız kitapsız hızlı gitmenin hedefe ulaşmada ne denli yorgunluk yaratıp, bir de üstüne üstlük kaybettireceği, mutsuzluk getireceği biline biline bu çocuklara "kıymak", bu hız ve bu acele neye?..
Ana, baba, nene, dedelerden duyar gibiyim; "herkes öyle yapıyor!!" şimdi ekmek aslanın ağzında bile değil artık!..Okusun oğlum, kızım, torunum EN İYİ ÜNİVERSİTEDE! nasıl yani? bitirince en çok paralarla çok kazançlı iş bulabileceği bir üniversite! yani! diyenleri..Duyar gibiyim..Söz gelimi; inşaat mühendisi oldu, hemen bir proje geliştirdi, 300 genç ağacı kesip "kütük" halindeyken birleştirip evler yapıyor, kanseri de önlüyor! diye bol bol satarak holdingine para kazandırıyor. Hatta zamanla 350 ağaçtan daha güzelini yapmaya kalkıyor. Veya elektronik mühendisi olup kapağı atıyor, altı ayda bir, yeni cep telefonu çıkarıp, eskileri atacak yer arayan bir holdinge, beş ayda bir değiştirsin diye, çok para veriyorlar..Veya maden Müh. oluyor her yer delik deşik, fazla emek ve masraf olmasın diye, cevheri yerinde işleyen, arsenik mi olur, asitler mi olur, neyle nasıl olursa olsun, külçeler halinde ele geçsin maden diye, bol para alıyor, hiç önemli değil DOĞA!..Kimyacı fizikçi vb olup öyle bir bomba yapıyor ki hayvan severler den çekindiği için yaptığı bomba, binalara ve hayvanlara zarar vermiyor, sadece orada yaşayan hiç bir insan bırakmıyor hayatta!!..Veya biraz daha okuyup T.Direktör olup paracıkları kapıyor!!..HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL DOĞA!..
Artık sistem sorunu değil bence sorun. Kapitalistin de, sosyalistin de ayni dünyanın bireyleri olmaları ve dünyanın, ülkelerin sınırlarının çok ötesinde küçülmesi nedeniyle, artık "bir geminin içinde" falanın çok ötesinde, yaşadığımız dünya sorunu olduğunun ayırdına çoktan varılması gerekirdi, ki daha çok geç olmadan bir şeyler söylensin, eyleme geçilsin. ÇOCUKLAR İÇİN HİÇ OLMAZSA...
Çözüm insanda ve eğitiminde. Dünyada KAZANIMA ve TÜKETİME bir sınırlama (ölçüm) getirilmeli. Asgari ücret / kazanç oranı saptanabilmeli. "YETERİ KADAR YETER" gibi "BASİT YAŞA ki BAŞKALARI DA VAR OLABİLSİN" (M.Gandhi) anlayışları eğitimde ön plana çıkarılmalı. Bunları düşünebilen aktif aydınlar, nasıl akıllı ve düşünen insan yetiştirilir' i düşünüp taşınıp ortaya çıkarmalıdır. Demokrasinin bu akıllılıkları yaşama geçirebilmesine fırsat verilmeli, demokrasinin salt sandık sonucudur anlayışından vazgeçilmelidir..Her araştırma da, "iyiliklerde" ya birinci veya ilk beşte çıkan Finlandiya da yaşamakta olan kızımız; Baba "burada her şey çok yavaş" dedi. Düşününce şimdi anlıyorum , kızım da anlamıştır.. ACELEYE NE GEREK VAR hee...Orada yavaş yavaş gidiliyor belki ama hesaplı, duygulu duyarlı, ahlaklı ve çalışan kazanır. Başbakan bisikletle işine gider, en küçük bir yolsuzluğa karıştığı savlanan, utancından hemen işinden ayrılır mahkemeye çıkar çıkarılır. Yalan söylemenin gereği yoktur herkes işini yapar. Bizim eskiden bildiğimiz ama artık unutulmaya başlanan SAF ANADOLU İNSANI sözümüz var ya işte ONLAR, BUNLAR! OLMUŞLAR.. İşte onun için de diyorlardır; NE ACELESİ VAR??...
11 Kasım 2013 Pazartesi
BİR DAKİKA!..
Evde eşimle saygı duruşunda bulunalım dedik 10 kasım 2013. Bir dakika ne uzun bir süreymiş meğer. Neler takılmadı kafama. Nası bir ruh halidir bunca yaşanmışlıklara göre ATATÜRK karşıtlığı; öyle dedim, böyle dedim ı- ıh, ondandır, yok bundandır, bulamadım bir neden. Düşüncesiz bir nankörkerekörlükten! başka.
Cuma' lara bayram namazlarına gittiğim sıralarda ATATÜRK' le ilgili bir kaygım olmamıştı, dindarlıktan olamazdı açıkçası. Ancak o sıralar ben yapmamışsam, şu an eşim de yapmıyor ve bundan sonra yapacağına karar veriyorsa, işte bundan dedim bir dakikalık saygı duruşunda..
Tüm emperyalist işgal güçlerine karşı dik gelmiş!,dört bine yakın kitabı altlarını çizerek okumuş, ekonomik, siyasi ve sosyal yönden her şeyiyle yeni bir ülke kurarak bizlere sunan, üç beş leblebiden biraz kavun ve iki duble rakıdan başka yediği içtiği! bilinmeyen, 57 yaşına dek ömür sürebilmiş, ömrünü ve tüm mal varlığını yurttaşlarına adayan bir insan DİNDAR YURTTAŞLARI TARAFINDAN İKİ REKAT NAMAZI HAKETMİYORSA NE DENİR?
O'na borçlu olanlar; Diyanet işleri başkanları, ilahıyatçı prf. ler, kadınlı erkekli siyaset insanları ve yöneticiler; iki rekat namaz kılıp dualar edin ve bunu duyurun ki insanlarımız borçlu olduklarını anımsayıp nankörlüklerden arınsınlar..OLMAZ MI? bir dakikalık saygı duruşunda aklıma takılan soru bu..
Cuma' lara bayram namazlarına gittiğim sıralarda ATATÜRK' le ilgili bir kaygım olmamıştı, dindarlıktan olamazdı açıkçası. Ancak o sıralar ben yapmamışsam, şu an eşim de yapmıyor ve bundan sonra yapacağına karar veriyorsa, işte bundan dedim bir dakikalık saygı duruşunda..
Tüm emperyalist işgal güçlerine karşı dik gelmiş!,dört bine yakın kitabı altlarını çizerek okumuş, ekonomik, siyasi ve sosyal yönden her şeyiyle yeni bir ülke kurarak bizlere sunan, üç beş leblebiden biraz kavun ve iki duble rakıdan başka yediği içtiği! bilinmeyen, 57 yaşına dek ömür sürebilmiş, ömrünü ve tüm mal varlığını yurttaşlarına adayan bir insan DİNDAR YURTTAŞLARI TARAFINDAN İKİ REKAT NAMAZI HAKETMİYORSA NE DENİR?
O'na borçlu olanlar; Diyanet işleri başkanları, ilahıyatçı prf. ler, kadınlı erkekli siyaset insanları ve yöneticiler; iki rekat namaz kılıp dualar edin ve bunu duyurun ki insanlarımız borçlu olduklarını anımsayıp nankörlüklerden arınsınlar..OLMAZ MI? bir dakikalık saygı duruşunda aklıma takılan soru bu..
6 Kasım 2013 Çarşamba
İnsanlaşma Sürecinin Seks ve Ahlak Anlayışlarına Etkisi Ne Ola ki? AKLIMA TAKILAN SORU BU
Hani, ellerimiz "el" olmadan önce, ön ayaklarımız dı ya. İnsanlaşma süreci başlamamıştı o zamanlar. Maymunumsugillerdendik açıkçası. Ahlak anlayışından söz edilemez belki ama seks, vardı kuşkusuz. Seks tüm canlılarda üreme olabilmesi için başlangıç olarak olması gereken bir olgu. Cinsel ilişkiler her canlının yapısı ve konumlarına göre çeşitlilikler gösterir doğal olarak. Bu kavramlar biz "insan" olalım olmayalım, olan ve olacak olan yaşam sürecinin bir parçası. Ancak "insan" insan olduktan sonra "el" ini el olarak kullanıp, akıllanmaya başlamasıyla, benlikler ve bencillikler edinmeye başlar. Ve bu bencillikler insanlaşma sürecini tamamlayamamış toplumlarda (siz ona sürü de diyebilirsiniz) aynen sürmektedir. Cinslerden erkek olanı kadın olanına sahip! gibi davranıyordu ve de davranmaktadır günümüzde de..
İnsanlaşma sürecine erişen toplumlarda insansı davranışlar egemendir. Doğal olarak seks de insansı bir davranıştır artık. Sahiplik yok, varsa da, tek taraflı değil. Haz var ve tek taraflı değil artık. İki taraf ta insan ve haz iki taraf için de mutluluk kaynağı. Bizde de ATATÜRK'ümüzün sayesinde, saçının bir teline gönlünü takıyor kader, bir çift ela göze kurban oluyor, gülünce gözlerinin içi gülüyor deniyor, mihrabım diyerek yüz vuruyor ve zülfün döküldüğü yüzün cemaline neler yazılıyor neler. Türban denilen örtünün altındaki yüze, göze ve saça; ne şiirler yazılır, ne şarkılar, türküler söylenir acaba. Şarkı,Türkü,Şiir, Söz yazı, Resim ve Müzik ahlaksızlığın neresinde vardır.
Güzel şeylerin çoğunun ahlak görüntüsü altında yasaklanıp ayıplanır olması, insanlaşma sürecinden ne denli uzaklaşıldığını göstermiyor mu? Kadına, maymunumsugillerden biraz farklıca yaklaşmaktan başka, aklına bir şey gelmeyen erkek, seks konusunda bilgi edinmeyi de ahlaksızlık olarak gördüğünden artık; topuk onun için bir uyarıcı, kıl tüy baştan çıkarıcı, kadının sesinden başlayarak her şeyi bir tahrik unsuru ve kadın namehrem! oluyordu. Akla gelen soru;? Bir öğrenci evinde birlikte kalan kızlarımız ve oğullarımızın sorgulanacakları söyleniyor. Evlere gecenin bir vaktinde baskın diye girilirse, evin erkeği din adına gelen polise, evini açacak mıdır? veya böyle bir uygulamayı benimseyecek midir? yaman merak ediyorum..SEVGİLER..
İnsanlaşma sürecine erişen toplumlarda insansı davranışlar egemendir. Doğal olarak seks de insansı bir davranıştır artık. Sahiplik yok, varsa da, tek taraflı değil. Haz var ve tek taraflı değil artık. İki taraf ta insan ve haz iki taraf için de mutluluk kaynağı. Bizde de ATATÜRK'ümüzün sayesinde, saçının bir teline gönlünü takıyor kader, bir çift ela göze kurban oluyor, gülünce gözlerinin içi gülüyor deniyor, mihrabım diyerek yüz vuruyor ve zülfün döküldüğü yüzün cemaline neler yazılıyor neler. Türban denilen örtünün altındaki yüze, göze ve saça; ne şiirler yazılır, ne şarkılar, türküler söylenir acaba. Şarkı,Türkü,Şiir, Söz yazı, Resim ve Müzik ahlaksızlığın neresinde vardır.
Güzel şeylerin çoğunun ahlak görüntüsü altında yasaklanıp ayıplanır olması, insanlaşma sürecinden ne denli uzaklaşıldığını göstermiyor mu? Kadına, maymunumsugillerden biraz farklıca yaklaşmaktan başka, aklına bir şey gelmeyen erkek, seks konusunda bilgi edinmeyi de ahlaksızlık olarak gördüğünden artık; topuk onun için bir uyarıcı, kıl tüy baştan çıkarıcı, kadının sesinden başlayarak her şeyi bir tahrik unsuru ve kadın namehrem! oluyordu. Akla gelen soru;? Bir öğrenci evinde birlikte kalan kızlarımız ve oğullarımızın sorgulanacakları söyleniyor. Evlere gecenin bir vaktinde baskın diye girilirse, evin erkeği din adına gelen polise, evini açacak mıdır? veya böyle bir uygulamayı benimseyecek midir? yaman merak ediyorum..SEVGİLER..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)