23 Nisan 2011 Cumartesi

KORKU...

              Her yerde her zaman niçin bağırarak konuşur bir insan? yırtınırcasına sanki!..Bence korkudan. Mezarlıkta geçerken ıslık çalma gibi, aydınlıkta gölgesinden ürküp! , karanlık düşleri kurmak gibi, işgilliliğinden her şeyden nem! kapmak gibi korkuları, celellendirir! insanı..Oysa insan olsa, insan; Ölümden bile korkmaz, anlamlı ve boşuna yaşanmamış bir yaşam yaşamamış olmaktan korkar ancak...
              Belli etmemeye de çalışsan, korkunun dağları sardığı belli olur, oluyor da..Faydası! yok...

25 Mart 2011 Cuma

DÖRDÜNCÜ DÖRTLÜK..

Anam yarattı, var etti beni,
Yarim sevdi de, yar etti beni.
Canıma can oldunuz, ben ettiniz, beni,
İlle anam, ille yarim, ille de siz...

21 Mart 2011 Pazartesi

DUYGUSUZLUK ÇILGINLIĞI..

               Televizyonun başına kurulmuş, izlemekte olduğu bol kırdılı dizinin reklam arasında açtığı haber kanalında,  Libya ya atılan bombalar canlı yayınlanıyordu. Sanki izlemekte olduğu dizinin bir parçası, çok daha canlı çekilmiş sahnelerini izliyordu.Çünkü çıtlattığı çekirdek sayısı bile değişmemişti, taraf olamadığından mı ne? alkışlayıp bağırıp, gösteri yapmıyordu. Ama görsen, an meselesiydi; otobüsün üstüne düşen bombanın etkisini görünce,  "yürrüü oğlum be, bak orada bir de jip var hadi aslanım" diye nara atıp! şahlanması..
               Benim bu gördüğüm sanılmasın salt yerli diziciler dendir. Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada evler bu insanlarla dolu artık.Duyarsız insan sürüleri, korkunç bir duygusuzluk çılgınlığına kapılmış, "bakıyor ama göremiyor",, solucanımsı..
               İncirköyde; "Düşüncemenin geçincemeye faydası olmaz çalış" denir. Köyde çalışmayı desteklemek, eeleşmeyi ( boşa zaman geçirme) önlemek için söylenen söz, güzel yurdumda; "düşün düşün bktur işin'e", "düşünüyorum öyleyse vurun'a" döndürülmüş, sömürü ve tüketim çılgınlığı düşünmeyi çok maşekkatli bir duruma getirmiş ve insanlar kendi yerine düşünen bilgisayarlarla dostluklarından çok hoşnut olmaya başlamışlardır.Ancak çocuklar unutulmuş; arkadaşınınkine göre yavaşlayan bilgisayarına umar bulamayan babasına çocuğun tepkisini bir görmek gerek. AL ELİNE BİR AVUÇ KİL...BİR AVUÇ KİLDE NELER VAR BİİL? Demek ki neymiş? anaokulundan başlayarak çocuklarımıza dördüncü sınıfa kadar kil çalışmaları yaptırmalıyız ki: Çocuklarımızın DÜŞÜNCE yetileri gelişsin, duyarlılıkları artsın ve duygusuzluk çılgınlığı son bulsun...
               Kil konusunda çalışma yapmak isteyenlere buradan örnekler ve öneriler sunabileceğimi, ama önce yazdıklarım hele bir okunsun, bu konuda yorumlar alayım, o çok kolay...  

17 Mart 2011 Perşembe

Merhaba Derken EL' İN YAPTIKLARINA BAKIN HELE!

           Önceleri el, "EL" oldu  işledi; yonttu, eğdi, büktü, çizdi, BAŞ boyun eğdi!, AKIL gelişti. Sonraları el ile baş birlikte geliştiler. El ürettikçe akıl DÜŞÜNDÜ!, düşündükçe gelişti. Daha sonraları "akıl" bu ya beğenmedi "eli", senin yaptıklarını suya, buhara makineye, hele hele BİLGİSAYARLARA! tek tek saydırırım! artık gereksin miyorum senin işlemene dedi. İşte bundan sonra olanlar oldu ve olma da..Oyuncak yapıp oynayan çocukların yerini, oyuncaklarının elinde "oyuncak" olan çocuklarımız almaya başladı. Bu çocuklarımızı tam adam olacaklar derken bir de baktık ki insanlıktan uzaklaşan uzaklaşana..
            Ben şöyle düşünüyorum; YARATICI, işleyen "EL", insanı hayvanımsılığından ve buna dayalı koşullanmalarından uzaklaştırıp özgürleştirirken, dünyaya bilinç yaratırken; çeşitli baskılarla işlemeye zorlanan  EZBERCİ "EL" özgürleşme ve bilinç bir yana, insanı "İLK"EL" zamanına hızla yöneltmektedir..
            Dünyanın en güzelleri yavrularımızın, yaratıcı ellere sahip olabilmeleri için KİL ile oynamalarına izin verin lütfen..AL ELİNE BİR AVUÇ KİİİL, BİR AVUÇ KİLDE NELER VAR BİİİL...

14 Mart 2011 Pazartesi

SINAV TÖRPÜSÜ MÜ? ÖMÜR TÖRPÜSÜ MÜ? YAZIK BU ÇOCUKLARA !!

          
                                    SINAV TÖRPÜSÜ MÜ? ÖMÜR TÖRPÜSÜ MÜ?



Daha on yaşındalar; Bakıcı, kreş, anaokulundan, kurstan, eli başına ermeden, dersane sözcüğü ile tanışmaya başladılar. Gören de der ki dünyayı kurtaracaklar. Ananın, babanın, öğretmenin tek ölçütü; falanca sınavda, filanca ilçenin, ilin veya dersanenin kaçıncısı! Olması, dereceye girmesi. SBS den ÖSS ye, ÖSYM den KPSS ye dek başarının ölçüsü bu. Yasaklarla, cısslarla, boynuna vurulan “sınav boyunduruğu” ile habire debire yarış atları gibi de koşuşturuluyorlardı, o güzelim dünya güzelleri. Oyuncaklarının elinde, oyuncak olmadan daha..Başına geleceklerden habersizce..


SBS yi ilk uygulayan; kızı düz liseden, oğlu anadolu L. ve İZMİR Fen Lisesinden ve ODTÜ ni bitirmişler, buna karşılık hiç dersane ücreti ödememiş, bir eğitim gönüllüsü baba olarak, akademisyenlik aşamasına dek, yavrularımın okul ve iş yaşamlarında çok mutlu olup sevindiklerini görememiş olmam, bu konuda belkide bir rüya görmeye ve yorumlamaya zorladı beni.. Belkide ülkemizin ve dünyanın gidişatı da etken olmuştur..


Rüyaya gelince: En az dokuz öğrencisi olan köy okulları boşaltılıp, Öğretmensiz bırakılmıyor köylerimiz. Çocuk Gelişimi mezunları, üç yıl bu köy çocuklarına okuma yazma öğretiyor ve davranış kazandırıyorlar. Sabahın köründe yollarda zerzebil olmuyor, dünya güzelleri..Her çocuk için “Gözlem Fişi” tutulmaya başlanıyor..


Her ilköğretim okulunun “İŞLİĞİ” var; bahçesi dar olan şehir okulları için, kentin ilgililerince, prefabrik deprem evleri gibi, baraka benzeri işlikler kuruluyor. Sınıf Öğretmenleri bu işliklerde, her türlü el becerisine yönelik çalışma yaptırıyorlar; Kilden başlamışlar; ahşap, metal, deri, vb. İle Öğrencilere. Kursa katılmış Resim Öğretmenleri, sınıf Öğretmenlerini bu şekilde eğitim - öğretim yapabilecek konuma getiriyorlar. İki üç aylık kurslarla. Köyden, ana sınıfından ve hazırlıktan aldıkları “Gözlem Fişi” Her yıl sınıf öğretmeni tarafından da tutuluyor. 6, 7, 8. sınıflarda “sınıf Öğretmenler Kurulları” yıl sonlarında “Gözlem Fişlerini” dolduruyorlar. Bu gözlem fişleri, çocuğun sağlığı ve gelişiminin izlenmesinden tutun, her türlü davranışları, başarısı, yetenekleri, beğenileri ve uyumu gibi ayrıntıları içermekte. Kısaca “Gözlem Fişini” eline alan bir Veli veya bir Öğretmen, bu çocuğun müzik kulağının olup olmadığını, neleri sevip sevmediğini, neleri başarıp başaramıyacağını, yeteneklerini açıkça görebilmektedir. Hiç yarışma sınavına girmemiş bu çocuğumuz, sudan çıkmış balık gibi!, ne yapacağım derken..Üç yıl önceden orta öğretim okulları düzenlenmiş oysa..Doktor olmak isteyenler Sağlık Meslek Lls. De okuyacaklar denmiş örneğin. Liseler şöyleymiş:


FEN BİLİMLERİ LİSESİ: Fizik, Kimya, Matematik, Biyoloji bölüm veya mühendisliklerine.


ENDÜSTRİYEL BİLİMLER LİSESİ: Makine, Elektrik, Elektronik, Motor, Yapı, Metalurji, Bilgisayar, Gemi vb..Mühendislikler, Mimarlık ve Teknisyenliklere....


SOSYAL BİLİMLER LİSESİ: Edebiyat, Tarih, Felsefe, Dil, İlahiyat, Hukuk.. Bölüm veya fakültelerine..


EĞİTİM, SAĞLIK, KÜLTÜR SANAT LİSELERİ: Eğitim, Tıp ve Güzel sanatlar fakültelerine..Öğrenci yetiştiren liselerdir


SBS: Bir sınıfın sınav gözlemcisi, bir üst sınıf öğretmenlerince yapılarak, sınav hoşgörülerinin! Önüne geçilecek şekilde ve hiç yarışmasız! salt Öğretmen, Öğrenci ve okul “Başarı Seviyesi” saptamak amacıyla yapılıyor. Öğrencinin yöneliminde de sınav sonuçlarından yararlanıyor. Ve tüm ortaöğretim de de uygulanıyor. Kaçıncı?.Sız..


Böylece eğitim öğretim işlerinde, EĞİTİM: AKLIN GÜZELLİKLERİNİ ORTAYA ÇIKARABİLME SANATI oluyor, çalışan kazanıyor. Başarı; salt soyut bir kavram değil, somut verilerle de desteklenerek, bir iki saatlik sınav sonucuna indirgenmiyor. Hak eden hak ettiği üniversiteye sınavsız girip okuyabiliyor...29.10. 010
Reşat OZAN